Fotojenik olmak ne demektir? Fotoğrafını beğendiğimiz insanın bu özelliğini överken ona iltifat mı etmiş oluruz yoksa yermiş mi? “Esasında o kadar da güzel değilsin…”

Ben eşime “fotojenik değilsin hiç” demeyi daha az riskli bulurum. En azından tartışmamız onun poz veremeyişiyle benim düzgün fotoğraf çekememem ekseninde sürer. Güzelliği konusunda tereddüt yoktur!

Türk Dil Kurumu kelimeyi, fotoğrafın kimyayla olan bağlantısı üzerinden anlamlandırmaya çalışırken meta-fiziğin sınırlarına dayanmış. “Işığın bazı cisimler üzerinde yaptığı kimyasal etki ile ilgili veya bu etkileri yaratma özelliği taşıyan”, “fotoğraf kağıdını çok etkileyen” ve “güzel bir etki bırakan yüz, duruş”.

Günlük hayatta kullandığımıza en yakın geleni sonuncusu. Ama sadece yüzler ve duruşlar değildir fotojenik bulduğumuz. Ülkeler, coğrafyalar ve olaylar için de aynı anlama gelen kelimeler kullanırız. Her yerin doğusunu (batı yarım kürede de batısını) daha “fotoğrafik” buluruz. Nepal, Hindistan, Myanmar ya da Kars, Urfa, Mardin öyle sayılır. Orayı fotoğraflamak isteyenlerle orada yaşamayı tercih edeceklerin arasındaki fark ise sayıca oldukça büyüktür. Neyse ki sınırdaki polisine ya da kahvedeki muhtarına “ülkeniz/memleketiniz çok fotoğrafik” demek, birisine “ne kadar fotojeniksin” demek kadar riskli değildir.

Bu kavramı ilginç kılan, beklentimizle gerçek arasındaki sorunlu ilişkiyi ortaya koymasıdır. Kelimeyi bir şaşkınlık ifadesi olarak sarf ettiğimizde, elimizde çekilmiş ve tahminimizden daha iyi bir fotoğraf vardır. Gideceğimiz ülkeyi ya da portresini çekmek istediğimiz kişiyi planlamak için kullandığımızda ise bizi bekleyen –genellikle- bir hayal kırıklığıdır.

Pazar yerleri veya şenliklerin fotoğraf açısından verimli olacağı çoğumuzun ön kabulüdür. Renkleri, keşmekeşi ve çok farklı insanları bir araya getirmesiyle fotoğrafik olmaktan başka ihtimalleri yok gibidir. Küçük seyahatlerimizi köy pazarının olduğu güne, büyüklerini ise ülkelerin yıllık festival takvimine uydururuz. En çok çalışıp yorulacağımız, hafıza kartlarımızı doldurup pillerimizi boşaltacağımız ve bol bol anlatıp yine de fotoğrafını göstermekten kaçınacağımız günler onlar olacaktır!

Portfolyomuzu açıp bunun teyidini yaptığımızda şöyle bir formülle karşılaşırız:

Fotoğraf kalitesi (sonucu) / Beklenti = Fotojeniklik

Bu işlemi tersinden yapmamız ise mümkün değildir ne yazık ki! Yüksek “fotojeniklik değeri” bulduğumuz bir kişiyi tekrar çekecek olmamız, beklentimizi fazla yüksek tutacağımız için doğru sonuca ulaşmamıza mani olacaktır.

Beklenti ve fotojeniklik arasındaki dengeyi, foto muhabirlerinin kullandığı yöntem üzerinde çalışarak bulma olasılığımız daha fazladır. Çekecekleri insan, olay, yer ve zaman üzerinde kontrollerinin sınırlı olması, onların farklı bir özellik geliştirmesine sebep olmuştur: Fotoğrafın kokusunu alma yeteneği! Siz de hissetmiş ama görünürde bir şey olmadığı için yolunuza devam etmişsinizdir belki… Oysa iyi bir foto muhabiri kokuyu aldığında, beklemeye yada deli gibi aranmaya koyulur. “Neyi?” diye soracak olursanız ona alacağınız cevap, iyi fotoğrafın tarifi gibidir: Bilmiyorum!

Ağzımızla iyi fotoğrafın tanımını yapamadığımız gibi gözümüzle de fotojenik olanı ayırt edemeyiz çünkü… O, burun ister!

* * *

Burnu büyük olmayanlarımız için ise formüller yardımımıza koşar: Pazarların kenarında, festivallerin sonunda gezinir, güzelleri de önemsemez gibi yaparız!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *