Maruz kalanın kendini çıplak hissetmesine sebep olan bir sorudur: Bu fotoğraf nasıl? Fotoğraf editörünü de, kıdemi önde giden fotoğrafçıyı da –hatta işi kendi bloğunda ahkam kesmek olanı bile- her seferinde hazırlıksız yakalar.

Fotoğrafın zevkimize uyması karşımızdaki için; klasik kompozisyon kurallarını takip ediyor olması ise bizim için bir şey ifade etmez. Kuralları ayrı ayrı yıkıyor olması da bir marifet değildir.

Otoritemizi sarsmayacak olan klasik yöntem, fikrimizi açıklamadan önce tatminsizliğimizi belli etmektir. Hiç risk almak istemiyorsak “olmamış” diye kestirip atabiliriz. Böylece kıdemimizi huysuzluğumuzla pekiştirmiş oluruz.

Bir diğer yaklaşım ise en sorunlu fotoğrafta bile olumlu bir yön bulmaktır. Objenin flu olması gizemin, ortalanmış olması özgüvenin, yarıdan kesilmiş olması ise açık fikrin göstergesidir! Sanatçısını bu yönde devam etmesi için yüreklendirmemiz, bizim gelecek kuşakları yönlendiren bir bilge sayılmamızın garantisidir.

Kısacası, bakılan fotoğrafın niteliği değil, bakan kişinin niyetidir ortaya çıkan. Bir kahve içip fincanını okutarak da aynı bilgiyi alabiliriz!

Fotoğrafınız (ya da bir başkasının fotoğrafı) hakkında gerçek bir yorum yapmaya çalışanı, yüzünün kızarmasından anlayabilirsiniz. Tereddütsüz ve hızlıca beğendiği ama zaman geçtikçe soğuduğu ve alelade bulduğu fotoğrafları hatırlar… Ya da “bu ne yahu” diyerek burun kıvırdığı fakat sonra içine düşen kurdu itiraf ettiği zamanı…

“İyi fotoğraf zaten yoktur” diye laf kalabalığına getirmeden, ya da “kral çıplak” diye önemli sanatçıları yermeden önce yapmamız gereken bir şey var: Nirengi noktasını belirlemek.

Her fotoğraf bir serinin parçasıdır. “Ortada” duran hakkında fikir beyan etmeden önce önünü ve ardını bilmemiz gerekir. Geçmişinde uzun yıllar olanı vardır, kendini müze salonunda yorumlama hakkını elde edebilmek için harcamamız gereken enerji fazladır; sıcak haberden kalanı vardır, ardından geleni bildiğimiz için önemsediğimiz; reklam için çekileni vardır ve tabii müşterisinin talebi…

Sanatçının tekrara mı düştüğünü, basın fotoğrafçısının tesadüfe mi denk geldiğini, amatörün ise klişeleri mi takip ettiğinin göstergesidir ön ve ardındakiler. Onları aramalı veya görmeyi talep etmeliyiz.

Sonunda varacağımız sonuç dile gelmiyorsa biliriz ki gördüğümüz özel bir fotoğrafdır…

Ve kral çıplak gezmiyordur!


Fotoğraf: Winterreise, Luc Delahaye

 

  • Can

    January 4, 2018 • Reply

    BAĞLAMINDAN KOPARILDIĞI HALDE HALA AYAKTA KALAN FOTOGRAFLARIN GÜÇLÜ OLDUĞU SIK TEKRARLANAN BIR SÖYLEM. Fotografın tek başına belirsizlikten kurtulamaması ve bağlamındaki diğer fotograflara ihtiyaç duyması o Fotografı kötü yapmasa da zayıf yapmaz mı?

    • sinancakmak

      January 4, 2018 • Reply

      Benim bir fotoğrafı anlamıyor olmam onu zayıf yapmaz. Sadece üzerinde yeterince kafa yormadığımı gösterir. Yazıdaki önerim bunun pratiğiydi.

      Geçmiş işlerini –yani önündeki kareleri- bilmeden bir insanın Gursky’nin Ren Nehri fotoğrafını (klişe örnek olduğunun farkındayım) anlayıp beğenebileceğini düşünmüyorum.

      O fotoğraf tek başına iyidir, ama bunu bana başkasının söylemesi değil benim anlamam gerekir. Önüne ve ardına bakarak.


Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *