Aradığı beyazı bulamıyor, çırpınıyordu öğretmenim! Koskoca Karaköy iskele meydanında, akşam iş çıkışı kalabalığı arasında kimse mi olmazdı beyaz gömlek giyen?

Perdeye yansıtılmış fotoğrafta, tüm sınıf ava çıkmıştık… Hepimiz farklı birini gösteriyor, “bu beyaz” diyorduk. Elindeki mouse’la damlalık ikonunu her tıklatışında fotoğraf, maviden sarıya, öğretmenimizin yüzüyse kırmızıdan mora dönüyordu. “İki rengi ayıramıyorsunuz” diye bağırıyordu.

“Doğal hali böyle ama” demeye cesaret edebilenimiz yoktu. Taranmış dianın kendisi maviydi, çünkü fotoğraf gün batımından hemen sonra çekilmişti. Dükkanların ışıkları gölge olması gereken yerleri sarıya boyuyordu. Bir de floresanla süslenmiş vitrinlerin yansıması vardı ki, öğretmenimizin onlar için sarf ettiği kelimeler fotoğraftan daha renkliydi.

O eğitim döneminin sonunda, yaşını gerekçe göstererek emekliliğini istemesinde o fotoğrafın rolü olduğu düşünürüm. Çünkü kalmak için scanner’lardan kurtulmayı, okulun sekiz stüdyosuna da Phase One dijital back alınmasını ve tüm eğitim akışının analogtan dijitale geçirilmesini şart koşmuştu! İsteğinin yerine getirilmesi, Danimarka’nın uzak bir köşesindeki okulumuzu, 1999 senesinde, dünyanın en ileri teknolojili fotoğraf eğitim merkezine dönüştürecekti… İlk önce kelvinmetre ve jel filtreleri toplayıp atmıştı! Beyaz ayarını RAW dosyalar üzerinde yapacaktık artık!

O fotoğrafı elbirliğiyle adam etmiştik esasında. Farklı yönlere bakan gölgelerde, beyaz olduğunu tahmin ettiğimiz gömleklerde ve dükkan içindeki en aydınlık bölgelerin patlamayanlarında noktalar belirleyerek renk sapmalarını ayrı ayrı nötralize ettik. Saatler sürse de başarmıştık. Fotoğraftaki insanlar artık akşamın alacakaranlığı yerine gün ortasında işlerinden dönüyorlardı. Ama olsun, “Renk sapması olmayacak”tı!!!

Bence de olmamalı… Ama çevremizde atmosfer olarak algıladığımız ışık tonlarıyla, fotoğrafı kirleten renk sapmalarını -teknik olarak aynı şey de olsalar- ayırmamız gerektiğini düşünüyorum. Tonları korumalı, sapmaları temizlemeliyiz. Bunun da iki ayarı var:

Birincisi ayarları ellememek! Çekim aşamasında yapacağımız beyaz ayarı veya seçeceğimiz pre-set’i (bulut, güneş, gölge, tungsten) doğru tutturma ihtimalimiz yok. Makinemiz, otomatik beyaz ayarında (AWB) bizden daha doğru tahmin yapacaktır. Sonrasında RAW işleme programında da beyaz ayarını ellememeliyiz! Bunun istisnası stüdyo koşullarında referans gri kart kullanmış olmamızdır. O zaman damlalığa kısmen güvenebiliriz. Ama beyaz bir kağıt referans değildir, çünkü kağıt beyaz değildir.

Bir başka istisna, aynı ışık koşullarında çektiğimiz çok sayıda fotoğrafı makinemizin farklı beyaz ayarıyla kaydetmiş olmasıdır. Değişmeyen ışık koşullarından hangisinin doğru olduğuna karar verip diğerlerine referans olarak kullanmak bizim inisiyatifimize kalmıştır.

Ama şu unutulmamalı: Kelvin değeri kısılarak gün batırılmaz!

İkinci ayar nadiren de gerekse fotoğrafımızın “temiz” olmasını sağlar: Fotoğrafı kirli veya soluk olarak algılamamıza sebep olan, gölgelerin (en koyu tonların) nötr olmamasıdır. En koyu nokta tam siyah olmalıdır. Karışık ışık kaynaklarının beslediği fotoğraflardaki renk sapması bu bölgelerde fark edilecektir.

Yapmamız gereken Photoshop’un Levels ayarında histogramımızın kırmızı, yeşil ve mavi renk kanallarının en koyu noktalarının “0” değerinden başlamasını sağlamak. Histogramın sol yanındaki küçük üçgenciği -Alt tuşuna da basılı tutarak- tonların ilk görünmeye başladığı noktaya kaydırmamız gerekir. Tüm fotoğrafın renk tonu etkilenecektir. Ortadaki üçgenciği bunu dengelemek için aksi yönde hareket ettirerek orta tonları eski haline getiririz.

Sonucu anlamak için siyah bir fonda fotoğrafımızın eski ve yani hallerini kıyaslayabiliriz. Siyahlar artık temiz, orta tonlar ise öğretmenimin kemiklerini sızlatacak kadar sapmıştır. Ana renk değişmemiş; fotoğraf “temizlenmiştir”.

Fotoğrafımızı işledik, peki ya baskı aşaması?

Ertesi sene karanlık odalarımız da sökülmüş, renkli ve siyah beyaz kağıt banyo makinelerimizin yerine iki büyük Epson printer gelmişti. Her tarafa dağılmış fotoğraf baskılarının başında 75 yaşındaki öğretmenimiz başını kaşıyor, anlaşılması güç laflar söylüyordu. İstediği rengi tutturamıyordu! Çeşitli kağıt ve mürekkepler için hazırladığı profiller tüm renkleri farklı yönlere saptırıyordu.

“Bırakın otomatikte kalsın” dediğimde bana gönderdiği bakışı hatırladıkça hala ürküyorum… ve bir tavsiyede bulunmaktan çekiniyorum.

  • MURAT

    November 20, 2017 • Reply

    teşekkürler.


Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *