Dersim

Üç kere okudum İnce Memed’i… Ortaokul yıllarımda gecenin geç saatlerine kadar onun coğrafyasında, dağlarında, eşkıyalarla beraber yaşıyordum. Üniversite’de 18 yaşındayken ise, aşık olduğum kıza, sahaflardan bulduğum güzel ciltli, desenli kapaklı bir çevirisini hediye etmiştim. Beraber okumuştuk. Yıllar sonra da Türkiye’ye yeni dönmüş, çiçeği burnunda bir fotoğrafçı olarak yönümü; insanlara, kültürlere nasıl yaklaşacağımı yine Yaşar Kemal’in İnce Memed’inde bulacaktım.

“Siz ovalısınız galiba” demişim kızlarıma geçen yaz, Kazdağları’nın eteklerindeki bir zeytinlikten kumsala inen toprak bir yolda yürürken. Ayaklarını yere sürüyor, tozu dumana katıyorlardı. Çok bilmişliğiyle küçük kızım da “evet efendimiz!” diye cevaplamıştı. Sonra hatırladım dağ köylülerini ovalılardan o şekilde ayırt edenin küçük Memed olduğunu. Onun tüyosuyla alıştırmıştım kendimi ayaklarımı kaldırarak yürümeye! Ne de olsa doğada yaşamak istiyor, kuş gözlemine çıkıyor ve eşkıya değilse de dağcı olmak istiyordum!

Atlas’ın son sayısının konu toplantısını yaparken anladık ki hepimizin Yaşar Kemal’le ayrı ayrı birer kişisel tarihi var. Hastalığını yeni haber almıştık ve tek bir konu yapmak geliyordu içimizden: Onun coğrafyasını! Nasıl yapacağımızı, onun gözünden nasıl bakacağımızı tartışırken de bir başka şeyi fark ettik: Biz zaten hep onun coğrafyasında yaşıyormuşuz, ondan öğrenmişiz Anadolu’ya bakmayı. O, bu diyarın güzel tarafıymış!

Kızlarımın biraz daha büyüyüp Yaşar Kemal’in diyarını keşfetmelerini sabırsızlıkla bekliyorum. 15 yıl önce annelerine aldığım, güzel ciltli Anadolu destanı artık onların kitaplığında duruyor.

Fotoğraf: Munzur Vadisi, Tunceli/Dersim
(Editör yazısı, Mart 2015 – Atlas Dergisi)